Küratörden

Niçin Cezeri ve Onun Olağanüstü Makineleri?

İnsanoğlu için alet yapmak her şeyden önce bir yaşam kalım meselesiydi. Yeryüzüne yabancıydık, bu yüzden onun üzerine, içinde daha güvenli olacağımız bir dünya inşa ettik. Teknik ve mekanik muhayyilemizle aletler yapabilmek, bu dünyayı inşa etmekteki en önemli becerilerimizdi. Bizim için mekaniğin hikayesi tekerlek ile başlıyor, nitekim tekerlek sadece dönen bir mekanizma değil aynı zamanda döndükçe dönüştüren bir çığır açıcıydı. Tekerlekle birlikte onun gidebileceği yollar yaptık ve yabancısı olduğumuz bu gezegen üzerinde kocaman bir ev inşa ettik.

Sergimiz yeryüzünün dünyalaşması sürecine mekanik üzerinden bakıyor. İlk bölümümüz bu yüzden insanoğlu için en zorlu koşulların yer aldığı tarih öncesi dönemi ve antik çağı ele alıyor. “Yaşam-Kalım” bölümünde tekerleğin hikayesiyle birlikte Çin, Mısır, Yunan/Roma ve erken İslam döneminde mekanik tarihinin kilometre taşları yer alıyor.

Serginin ana hikayesi ise günümüzden 800 yıl önce Artuklu sarayında baş mühendislik yapan Cezeri’ye odaklanıyor. Cezeri mekanik tarihinin merkezinde, bu yüzden sergimizin de merkezi hikayesi. Cezeri, Fırat ve Dicle’nin arasındaki bereketli topraklarda, yani dünyanın ve medeniyetlerin merkezinde yaşamış tüm zamanların en büyük dâhilerinden biri. Yaşadığı dönem 1150-1200’lü yıllar, tarih olarak da merkezi bir kronolojik durağa denk düşüyor. Öte yandan Cezeri, mekanikte yol açtığı dönüşümle, kendinden öncekiler ve sonrakiler arasındaki bilgisel sürekliliğinin de merkezinde bulunuyor.

Cezeri’nin mekaniğini anlamak için dönemin politik karakterini de anlamak gerekiyor. Nitekim Cezeri’nin yaşadığı Artuklu Devleti, dönem ve coğrafya olarak kaotik bir politik havzada bulunmaktadır; Eyyubiler ve Selçuklular arasında sıkışan bir denge politikası yürütmekte, Haçlı ve Bizans akınlarına karşı da güçlü bir hat inşa etmektedir. Etrafındaki diğer küçük beyliklerle, kendi içindeki kollarla ve hatta yönettiği kozmopolit tebaa ile stratejik ilişkileri çok katmanlı olarak düzenlemektedir. Tüm bu kaosa rağmen, Artuklu bir refah devletidir ve bu refah içerisinde mimari, sanat ve bilimin ışıldadığı entelektüel bir ortam yeşermiştir. Cezeri bu entelektüel ortamın bir ferdi, Artuklu sultanlarının vizyonerliği çerçevesinde devletin sanat ve bilime verdiği desteğin bir sonucu olarak 25 yıl saraydan himaye görüyor ve bu sayede hem muhteşem makineler yapıyor hem de günümüze kadar ulaşan önemli bir kitaba yani Kitab’ül Hiyel’e imza atıyor. Bu bağlamda sergide Artuklu’nun bu sıradışı hikayesinin Kitab’ül Hiyel ile bağını anlamak için “Kaos ve Düzen” bölümümüzü inşa ettik.

Cezeri, mekaniğe kazandırdığı sayısız yenilikle beraber, makineyi bir hikaye anlatma aracı olarak sanatlaştırmasıyla sergimizin “Sanat ve Teknik” bölümünde ağırlanıyor. Sanat, Cezeri için mekaniğin hayat bulduğu vazgeçilmez bir mecraydı. Cezeri’nin kurduğu dünyada, makinenin fonksiyonunu önemsiz kılmayacak şekilde sanat, makinenin uzayıydı. Cezeri’nin makinesinde sanat bir süs unsuru değildi, elbette sarayda çalışan makineler oldukları için bu prestiji yansıtacak ölçüde gösterişliydiler, ancak makineleri sanatsal kılan esas unsur makinenin hikaye anlatma çabasıydı. Cezeri, hayret ve hayranlık uyandırmayı amaçlayan mizah duygusunu harekete geçirerek hikaye anlatma çabası sayesinde mekaniği genişletmiştir. Öyle ki, bu soyut çaba makinenin hedefini fonksiyonla sınırlamadığı için mekaniğin dönemindeki sınırlarını zorlamasını sağlamıştır. Bu sayede de bugün modern mekaniğin temellerinde yer alan önemli mekanik unsurlar Cezeri mekaniğinde ortaya çıkmıştır.

Bunun dışında, sanatsal çaba dahiyane yeni fikirleri de ortaya çıkarmıştır. Bilhassa makinelerle hikaye anlatma arzusu, Cezeri’nin insan imgesini makine bağlamında düşünmesine kaynaklık etmiş görünüyor. Örnek olarak, Cezeri bizi şaşırtmak ve güldürmek için bize benzeyen, bizim suretimizde makineleri, bizim fonksiyonlarımızı kısıtlı olsa da yerine getirecek şekilde aramıza sokmuştur. Bu mizah veya oyun üretme çabası sayesinde Cezeri, kendi ayakları üzerinde duran, insan biçimli, insandan ayırt edilememe maksadı taşıyan, mekanizmasının tüm aksamı beden içinde gizlenmiş formlarda makineler yani android robotların ilk atalarını üretebilmiştir.

Cezeri’nin modern mekaniğe etki eden bir diğer çalışma alanı ise su yükseltme düzenekleri. Artuklu’nun refah politikaları çerçevesinde tarım üretimine önem verdiği bilinen bir gerçek, bu açıdan bölgede su yolları ve derin vadilerden yüksek tarlalara su yükselten düzenekler büyük önem taşıyor. Artuklular döneminde ilgili coğrafyada su yükseltmek için kullanılan klasik araçlar mevcut, Cezeri bunların çok ötesinde teknolojiler geliştirerek araçların su yükseltme kapasitelerini kullandığı alete göre 10-20 kat artırıyor. Bu bağlamda modern makine ile doğrudan ilişkili olan 3 düzeneğini hatırlamak gerekiyor; krank milinin açık bir kullanımını ilk defa içermesiyle dikkat çeken kuyudan su yükselten aracı, dört zamanlı motorlara ilham verecek ölçüde mekanik faz düşüncesinin hayata geçirildiği dört kepçeli su yükseltme aracı ve son olarak Worthington pompasının atası sayılabilecek çift etkili çift pistonlu su yükseltme pompası. Suyla gelen refahın ele alındığı müstakil bir bölümümüzde tüm bu su makineleri ve benzerleri etkileşimli bir şekilde ziyaretçilerin ilgisine sunulurken, suyu yükseltmenin tarihsel hikayesi de anlatılıyor.

Sergimizin mekanik tarihi eşliğinde ele aldığı bir diğer hikaye ise zamanın ölçülmesi. Cezeri’nin zaman konusunda ortaya koyduğu makinelerinin tamamına onun sanat duygusu kadar felsefi arayışının da eşlik ettiğini görüyoruz. Cezeri, insanoğlunun zamanı ölçmek için gökyüzündeki büyük ve güzel saate baktıkları bir dönemde yetişiyor. Güneş saati, hem zamanı takip etmek hem de günlük ritüelleri düzenlemek için insanoğlunun doğaya bağımlı bir metodu. Ancak bu bağımlılık insanoğlu için bir tür zamanın içinde olma durumunu doğuruyor. Güneş saatinden beslenen zaman anlayışı, insanı kuşatan ve hapseden bir çerçeve sunuyor. Dahası, güneş saatindeki hassasiyet eksikliği, bir tür belirsizliğin yarattığı tekinsizlik aracılığıyla insanı ışıklı bir güne adeta teslim olmaya zorluyor. Cezeri’nin suyun akışı aracılığıyla aradığı hassasiyet, hem zamanı güneşin bağlamından kurtarmak hem de hassasiyet aracılığıyla zamanı tepemizden avuçlarımızın arasına indirme gayretini içeriyor. Cezeri’nin Astronomik Saat olarak da anılan Anıt Su Saati, bu felsefi çabanın başka bir meydan okuyuşu olarak da görülebilir. Cezeri bu düzeneğinde, su mekaniğini kullanarak Güneş’in meydan okumasına cevap vermiş ve su ile çalışan bir güneş saati yapmıştır. Güneş’in yıl içinde her gün değişen rejimini takip edebilecek hassasiyette analog bir su bilgisayarı yaparak, güneşten hiçbir ısı, ışık veya gölge referansı kullanmadan güneşin yarattığı zamanı hassas bir biçimde takip etmiş ve onu çarkların arasına hapsetmeyi başarmıştır. Cezeri’nin saat mekaniği zamanın içinden dışına doğru çıkarak ışıklı bir güne teslim olmak yerine 24 saatlik tam bir günü fethetme amacını gütmektedir. Nitekim hikayenin bu veçhesi sarkacın keşfiyle birlikte mekanik saatlerin ortaya çıktığı Avrupa’da daha fazla netlik kazanmaktadır. İnsanoğlu zamanın içindeki yerini terk edip onun dışına çıkmıştır.

Bu açıdan Cezeri sonrası dönemde mekanik bilimi, Cezeri’deki birikimden de istifade ederek onun sanatsal çabasının ötesine geçmiş ve yeryüzüne yönelik direnmeyi bir saldırıya döndürmüştür. Serginin son bölümü “Saldırı” ismi altında, hem Cezeri’de başlayan zamanı hassas bir şekilde ölçmenin Osmanlı ve Rönesans Avrupa’sında süren hikayesine yer veriyor hem de bu dönemim mekaniğinin diğer karakteristik noktalarına dikkat çekiyor. Mekaniğin endüstriyel teknolojiye dönüşmeden önceki son unsuru bizce buhar makinesidir. Bu yüzden serginin son nesnesi olarak buhar makinesine yer veriliyor. Buhar makinesinin bizim için asıl önemi, devrim yaratacak ölçüde onu geliştiren merkez kaç vanası “governor” ile Cezeri’nin astronomik saatinde geliştirdiği su regülatörünün tıkaçlı vanası arasında geri besleme mantıkları çerçevesindeki analojidir. Bu analoji küçük fikirlerin ne kadar önemli olabileceğini göstermesi açısından da sergimizin hikayesine katkı yapıyor.

Cezeri bizce Orta Çağ’ın en büyük dâhisi. Bizim için bir ilham kaynağı. 800 yıl önce kendi çağındaki insanları şaşırtmak için geliştirdiği düzenekler günümüzde de insanları şaşırtmaya devam ediyor. Bu sergi, mekanik tarihinin merkezinde olan ve büyük birikimi ile modern dünyanın yaratılmasına katkı sağlayan Cezeri’ye olan vefa borcumuzun ifası olarak da düşünülebilir. Aynı zamanda Cezeri’nin makinelerine tekrar hayat verebilmek için geceli gündüzlü çalışıp ömrünün son çeyreğini onun anlaşılmasına vakfeden büyük mühendis, günümüzün Cezeri’si rahmetli babam Durmuş Çalışkan’a verdiğimiz sözü yerine getirebilmiş olmamızın mutluluğu içindeyim.

Mehmed Ali Çalışkan